Oyunsu Düşünme Manifestosu
Oynamak, dünyada var olmanın bir biçimidir.
Çevremizdeki dünyayı ve kim olduğumuzu anlamanın, başkalarıyla ilişki kurmanın bir yoludur. Amacı kendisindedir, oynamak için oynarız.
Oyunlara, oyuncaklara, oyun alanlarına özgü değildir, hayata sıçrar, bize aittir.
Sıçradığı yerdeyse adı değişir; oyunsu düşünme olur.
Oyunsu düşünme zihinle, bedenle ve duyguyla taşıdığımız bir tutumdur. Oynamanın her özelliğine sahiptir, biri hariç: amacı kendinde değildir, girdiği işin amacına saygı duyar. Onu oyun için kurulmamış her yere taşıyabiliriz: bir sabaha, bir yürüyüşe, bir sohbete, bir toplantıya, bir rapora, bir hataya. Hayatımıza ve işimize.
Amaç aynı kalır, değişen ona bakışımızdır. Oyunsu düşünme ciddiyeti yıkmaz, yalnızca katılığını gevşetir.
Oyunsu düşünerek hayatı daha anlamlı kılabiliriz.
İlkelerimiz şunlar:
Sahipleniriz.
Önümüzdeki iş bir yapılacaklar listesi değil, üstlendiğimiz bir görevdir. Ona bir kural, bir sürpriz ya da bir hikâye ekler; “yapmam gerekiyor”u “yapmak istiyorum”a çeviririz.
Değeri biz veririz.
Bizi harekete geçiren şey dışsal bir karşılık değil, yaptığımız şeyin bizim için ne anlama geldiğidir.
Korkuyla değil, merakla bakarız.
Dünyayı bir sınav salonu olarak değil, bir oyun alanı olarak görürüz. Bilinmeyen bizi korkutmaz, keşfe çağırır.
Akışı ararız.
Bir iş bizi endişelendiriyorsa kolaylaştırır, sıkıyorsa zorlaştırırız. Oyunların keyfi kolaylıktan değil, anlamlı zorluklara gönüllü koşmaktan gelir.
Tekrar deneriz.
Hata bir son değil, bir sonraki denemenin ipucudur. Düşer, öğrenir, yeniden başlarız.
Birlikte oynarız.
İster aynı takımda olalım ister karşı karşıya, oyun ancak herkes içinde kalmayı seçtiği sürece yaşar. Bu yüzden kazanmaktan önce, oyunu birlikte ayakta tutarız.
Oynamak için oynarız. Yaşamak için oyunsu düşünürüz.