Merhaba, ben Kaan!
Mühendisim.
Bir süre akademide araştırmalar yürüttüm, dersler verdim; ardından yapay zekâ ve veri bilimi üzerine kurumsal şirketlerde çalıştım.
Sonrasındaysa... bıraktım.
Neden bıraktın?
Merakımın peşinden gitmek ve öğrendiklerimi yaratıcılığımla buluşturup anlatmak istedim.
Merak ettiğim şey hep aynıydı: insan davranışı. İnsan neyi, ne zaman, niçin ve nasıl yapar? Aradığım her sorunun cevabı oyunlara çıkmaya başladı.
Neden oyunlar?
Çünkü iyi bir oyun, oyuncunun ne hissedeceğini çok bilinçli tasarlıyor; ne yapacağını ise ona bırakıyor. Kimse oyuncuyu zorlamıyor; oyuncu kalmak istediği için kalıyor.
Oyunsu düşünme ne peki?
Bu anlayışın hayata taşınmış hali. Zihinle, bedenle ve duyguyla taşınan bir tutum. “Yapmam gerekiyor.” dediğimiz şeyleri “Yapmak istiyorum.” diyebileceğimiz deneyimlere dönüştürebilmek.
Yapmak istiyorum.
Aynen öyle. Fikir çok eski; Huizinga'dan Miguel Sicart'a pek çok düşünür oynamayı oyunlara sıkışmış bir etkinlik değil, insanın en temel hâllerinden biri olarak görüyor. Bu yüzden oyun sevmen bile gerekmiyor.
Bana da hiç yabancı değil. Kendimi bildim bileli her şeye oyun gibi bakıyorum. Yürüyüşe çıktığımda aynı yolları kullanmayıp haritanın açılmamış kısımlarını açan, arkadaş buluşmalarına bulmacalar hazırlayan birisiyim.
Şimdi ne yapıyorsun?
Oyunsu Düşünme platformunu kurdum. İki yoldan ilerliyor:
Öğretiyorum. Sosyal medyadaki 65 bini aşkın kişilik topluluğa içerikler, eğitimler ve atölyelerle her gün kullandığımız şeylere bir oyun tasarımcısı gibi bakmayı, içlerinde saklı duran oyunu görmeyi anlatıyorum.
Tasarlıyorum. Markalar ve kurumlarla birlikte çalışıp ürünleri, mekânları ve süreçleri insanların gönüllü katılmak isteyeceği deneyimlere dönüştürüyorum.
Bu bakış sende de var; birlikte uyandıralım.